Anasayfa » İslam » Risale-i Nur Hizmetinde Değerler
Bediuzzaman

Risale-i Nur Hizmetinde Değerler

Stratejik Yönetim yaklaşımında değerlerin belirlenmesi, organizasyondaki insanlara yol gösterici olması bakımından önemlidir. Değerler, insanların herhangi bir faaliyeti yapacakları zaman, onlara rehber niteliğinde olması gereken, bazı yazılı ve yazısız kurallar bütünü olarak ifade edilebilir. Ya da her ne olursa olsun taviz verilmemesi gereken yol göstericilerdir. Yollar ikiye ayrıldığında, hangi yoldan gidileceğini gösteren kılavuzlardır. İnsan için nasıl değerler söz konusu ise, büyük bir organizma ve sosyal yapı olan kurum ve kuruluşlar için de belli değerler söz konusu olmalıdır. Bu değerler, organizasyon içindeki insanları bir arada tutan ortak inanç ve hareketleri yönlendirmeli ve kurumsal birliği sağlamalıdır. Bu kuruma has olabilen ve öz değerler olarak da nitelendirilen değerler, bir anlamda kurumu diğer kurumlardan ayıran olarak kurumsal kimlik gibi kabul edilebilir.

Hayatın her safhasında, insan için elde edilebilecek, görünüşte çok büyük kârlar olabilir, ama insanın taviz vermemesi gereken değerleri, bazen onlara el uzatmasını engeller. Kâr amacı güden kuruluşlar için bu değerlere uymakla, kaybedilecek kârların dengesinde çoğu zaman ibre kâra dönerken, sivil toplum örgütleri için değer kavramı daha fazla yerine oturmaktadır.

Müslüman için değer kavramı, hayatının her safhasında kendini göstermektedir. Kuran-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerde Müslümanın taşıması gereken değerler ifade edilmektedir. Müslüman ile doğruluğun her daim yan yana olması, zarar edecek olsa bile sadakatten taviz verilmemesi ilk akla gelen en önemli değerdir. Peygamberimizin sünnet-i seniyyesi zaten tüm bu değerleri içinde barındıran bir olgudur. Bu değerler Müslümanlara yol gösterici, onları bir arada tutan ve birbirine kenetleyen şeylerdir. Dolayısıyla Risale-i Nur hizmetini de bir arada tutan değerler oldukça önemlidir. Bediüzzaman Hazretleri,  Risale-i Nurların birçok yerinde, iman ve Kur’an hizmeti yaparken dikkat edilmesi gereken değerlere nazarları çekmektedir.  Özellikle “vazifemiz”, “mesleğimiz” ve  “mesleğimizin esası” ifadelerinin geçtiği yerlerde bu değerler hakkında önemli bilgiler vermektedir. Elbette, Risale-i Nur hizmeti için tüm değerler burada ele aldıklarımızdır demek, mümkün değildir. Bununla beraber en temel ve öne çıkanlar bu değerlerdir, denilebilir. Hem bu değerler birbirlerini destekleyen ve beraber olması gereken değerlerdir. Bu değerler, Risale-i Nur’da geçen ifadelerle birlikte sıralanacak, her bir değeri ayrı ayrı değerlendirmek epey uzun gideceğinden, yorumlaması okuyucuya bırakılacaktır. Risale-i Nur talebesi olmaya çalışan ve bu yolda yürüyen Nurcular, elbette bu değerleri bilmeli, uygulamalı ve bildirmelidir.  Üstad Hazretlerinin belirlediği esaslar, Risale-i Nur hizmetini bir arada tutan değerler olduğundan, bu değerler ile hizmet etmek ve bu değerlerden gücünün yettiğince taviz vermemek, O’nun yolunda gidenlerin boyunlarının borcudur. Şimdi bu değerleri sıralayacağız.

   1.Kur’an Hizmetini Siyasete ve Hiçbir Şeye Âlet Yapmamak, Maddi-Manevi Bir Beklenti İçinde Olmaksızın Yalnız Rıza-İ İlahiyi Amaç Edinmek

  • Biz Risale-i Nur şakirdleri, Risale-i Nur’u değil dünya cereyanlarına, belki kâinata da âlet edemeyiz.  Kur’an’ın elmas gibi hakikatlarını, ehl-i gaflet nazarında bir propaganda-i siyaset tevehhümüyle cam parçalarına indirmemek ve o kıymetdar hakikatlara ihanet etmemektir (Şualar, 421).
  • “…Mesleğimizin esası olan “ihlas” bizi (siyasetten) men ediyor. Çünkü bir gaflet zamanında, hususan tarafgirane mefkureler sahibi (olanlar) her şeyi kendi mesleğine alet ederek, hatta dinini ve uhrevi harekatını da o dünyevî mesleğe bir nevi alet hükmüne getiriyor. Hâlbuki hakaik-i imaniyye ve hizmet-i nuriyye-i kudsiyye kâinatta hiçbir şeye alet olamaz. Rıza-i İlâhiden başka bir gayesi olamaz. Hâlbuki şimdiki cereyanların çarpışmaları hengâmında bu sırr-ı ihlası muhafaza etmek, dinini dünyaya alet etmemek müşkülleşmiş (Emirdağ Lahikası-1, 39).
  • Bu hakaik-i imaniye-i Kur’aniye, başka cereyanlara, başka kuvvetlere tâbi’ ve âlet edilmemek ve elmas gibi o Kur’an’ın hakikatları, dini dünyaya satan veya âlet eden adamların nazarında cam parçalarına indirmemek ve en kudsî ve en büyük vazife olan imanı kurtarmak hizmetini tam yerine getirmek için, Risale-i Nur’un has ve sadık talebeleri, gayet şiddet ve nefretle siyasetten kaçıyorlar (Kastamonu Lahikası, 189).
  • Biz Kur’an hizmetkârları ve Nurcular, evvelki iki cereyana karşı daima Kur’an hakikatlerini muhafazaya çalışmışız. Mümkün olduğu kadar dünyaya ve siyasete bakmamaya mesleğimiz bizi mecbur ediyor (Emirdağ Lahikası-2, 208)
  • Biz, dini siyasete âlet değil, belki rıza-yı İlâhîden başka hiçbir şeye, hattâ dünyaya ve saltanata âlet etmemek bizim esas mesleğimiz olduğundan (Emirdağ Lahikası-2, 17).
  • Biz, insanların hürmet ve ihtiramından ve şahsımıza ait hüsn-ü zan ve ikram ve tahsinlerinden mesleğimiz itibarıyla cidden kaçıyoruz. (Emirdağ Lahikası-1, 195).
  • Hakikat-ı ihlâs, benim için şan ü şerefe ve maddî ve manevî rütbelere vesile olabilen şeylerden beni men’ediyor (Emirdağ Lahikası-1, 75).
  • Cenab-ı Hakk’a şükür ki, yirmi sekiz sene dini siyasete âlet ittihamı altında kader-i İlahî bu zulm-ü beşerîde benim ruhumu ihtiyarım haricinde dini hiçbir şahsî şeyde âlet etmemek için beni, beşerin zalimane eliyle ayn-ı adalet olarak tokatlıyor, yani sakın sakın diye ikaz ediyor. İman hakikatını kendi şahsına âlet yapma, tâ imana muhtaç olanlar anlasınlar ki; yalnız hakikat konuşuyor. Nefsin evhamları, şeytanın desiseleri kalmasın, sussun (Emirdağ Lahikası-2, 106).

   2.Uhuvvet ve Tesanüd (Kardeşlik ve dayanışma) ile Hareket Etmek

  • Zaten mesleğimizin esası uhuvvettir. Peder ile evlât, şeyh ile mürid mabeynindeki vasıta değildir. Belki hakikî kardeşlik vasıtalarıdır. Olsa olsa bir üstadlık ortaya girer. Mesleğimiz halîliye olduğu için,meşrebimiz hıllettir. Hıllet ise, en yakın dost ve en fedakâr arkadaş ve en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmerd kardeş olmak iktiza eder (Lem’alar, 170).
  • Nefis ve şeytan, sizi kardeşinize karşı itiraza ve haklı olarak tenkide sevk ettiği vakit deyiniz ki: “Biz değil böyle cüz’î hukukumuzu, belki hayatımızı ve haysiyetimizi ve dünyevî saadetimizi, Risale-i Nur’un en kuvvetli rabıtası olan tesanüde feda etmeye mükellefiz. O bize kazandırdığı netice itibariyle dünyaya, enaniyete ait her şeyi feda etmek vazifemizdir.” deyip nefsinizi susturunuz! (Kastamonu Lahikası, 275 )
  • Ey kardeşlerim! Kur’an-ı Hakîm’in hizmetindeki mesleğimiz hakikat ve uhuvvet olduğu ve uhuvvetin sırrı; şahsiyetini kardeşler içinde fâni edip, onların nefislerini kendi nefsine tercih etmek” olduğundan(Lem’alar, 167).

   3.Vazife-i İlahiyeye karışmamak

  • Risale-i Nur’un mesleği ise: Vazifesini yapar, Cenab-ı Hakk’ın vazifesine karışmaz. Vazifesi, tebliğdir. Kabul ettirmek, Cenab-ı Hakk’ın vazifesidir (Kastamonu Lahikası, 331)
  • Cihad-ı maneviyenin en büyük şartı da; vazife-i İlahiyeye karışmamaktır ki, Bizim vazifemiz hizmettir; netice Cenab-ı Hakka âittir. Biz vazifemizi yapmakla mecbur ve mükellefiz (Emirdağ Lahikası-2,241).
  • Vazifemiz ihlâs ile iman ve Kur’ân’a hizmet etmektir. Amma bizi muvaffak etmek ve halka kabul ettirmek ve muarızları kaçırmak ise, o vazife-i ilâhiyedir. Biz buna karışmayacağız. Mağlûp da olsak, kuvve-i mâneviyeye ve hizmetimize noksanlık vermeyecek. O noktada kanaat etmek lâzımdır. (Emirdağ Lahikası-2, 55)

   4.Karşılıksız Bir Şey Almamak ve İstiğna

  • Eski Said minnet almazdı. Minnetin altına girmektense, ölümü tercih ederdi. Çok zahmet ve meşakkat çektiği halde, kaidesini bozmadı. Eski Said’in senin bu bîçare kardeşine irsiyet kalan şu hasleti ise, tezehhüd ve sun’î bir istiğna değil, belki dört-beş ciddî esbaba istinad eder. Neşr-i hak için Enbiyaya ittiba’ etmekle mükellefiz. Kur’an-ı Hakîm’de, hakkı neşredenler: اِنْ اَجْرِىَ اِلاَّ عَلَى اللّٰهِ ٭ اِنْ اَجْرِىَ اِلاَّ عَلَى اللّٰهِ diyerek, insanlardan istiğna göstermişler (Mektubat, 8)
  • Kat’iyen hiç kimseden hediye olarak para almamak ve maaş bile kabul etmemek. Evet, hayatta hiçbir maddî mülkiyeti olmayıp, fakir ve kimsesiz ve daimî nefiy ve hapislerle çok sıkıntılı ve dehşetli musibetler içerisinde yaşadığı halde kimseden para ve mukabelesiz hediye almadığı, bilmüşahede görülmüştür. Yanında bulunan talebelerini aynı kendisi gibi zekât ve hediye almaktan men etmek(tedir)(Tarihçe-i Hayat, 47).

   5.Şefkat Düsturu ile Hareket Etmek

  • Benim ve Risâle-i Nur’un mesleğinin esası ve otuz seneden beri bir düsturu olan şefkat itibariyle bir masuma zarar gelmemek için bana zulmeden canilere değil ilişmek, belki beddua ile de mukabele edemiyorum. Hatta en şiddetli bir garaz ile bana zulmeden bazı fasık, belki dinsiz zalimlere hiddet ettiğim halde değil maddi (mukabele) belki beddua ile mukabeleden beni o şefkat men ediyor. Çünkü o zalim gaddarın peder ve validesi gibi ihtiyar biçarelere veya evladı gibi masumlara maddi zarar gelmemek için o dört beş masumların hatırına binaen o zalim gaddara ilişmiyorum, bazan da hakkımı helal ediyorum. İşte bu sırr-ı şefkat içindir ki; idare ve asayişe kat’iyyen ilişmediğim gibi, bütün arkadaşlarıma o derece tavsiye etmişim (Şualar, 442).
  • Nur’da şefkat esas olmasından, hanımlar o cihette ileridir ve Nurlara ciddî yapışıyorlar (Emirdağ Lahikası-1, 179).
  • Risale-i Nur’un esas mesleği olan şefkat…(Şualar, 421).

   6.Kavl-i leyyin ile hareket etmek

  • Risale-i Nur’un mesleği, nezihane ve nazikane ve kavl-i leyyindir (Lem’alar, 185).

   7.Kemiyete değil, keyfiyete bakmak

  • Hem madem bu zamanda her şeyin fevkinde hizmet-i imaniye en ehemmiyetli bir vazifedir; hem kemmiyet ise keyfiyete nisbeten ehemmiyeti azdır (Kastamonu Lahikası, 110)
  • Biz Risale-i Nur şakirtleri ise, vazifemiz hizmettir (…) kemiyete değil, keyfiyete bakmak(tır) (Kastamonu Lahikası,135).
  • Risale-i Nur’un mesleği ise, (…) Hem kemiyete ehemmiyet verilmez (Kastamonu Lahikası, 331).
  • Nurcular, Kemiyete ehemmiyet vermiyorlar. Hakikî ihlâsı taşıyan bir adamı, yüz adama tercih ediyorlar (Emirdağ Lahikası-2, 170).

   8.Risale-i Nur’a Kanaat Etmek

  • Risale-i Nur, hakaik-i İslâmiyeye dair ihtiyaçlara kâfi geliyor, başka eserlere ihtiyaç bırakmıyor (…) Hem madem ben sizlere kanaat ettim ve ediyorum, başkalara bakmıyorum, meşgul olmuyorum. Siz dahi Risale-i Nur’a kanaat etmeniz lâzımdır, belki bu zamanda elzemdir (Kastamonu Lahikası, 94).
  • Risale-i Nur’un talimatı dairesinde ve bizlere bahşettiği hizmet noktasında feyizli makamlara kanaat etmeliyiz (Kastamonu Lahikası, 110).

   9.İhlâs, Metanet ve Sadakat ile Hareket etmek

  • Ben de Celâleddin Harzemşah gibi, “Benim vazifem hizmet-i imaniyedir; muvaffak etmek veya etmemek Cenab-ı Hakkın vazifesidir” deyip ihlâs ile hareket etmeyi Kur’ân’dan ders almışım. (Emirdağ Lahikası-2, 242)
  • Evet, mesleğimizde ihlâs-ı tâmmeden sonra en büyük esas, sebat ve metanettir. Ve o metanet cihetiyle şimdiye kadar çok vukuat var ki; öyleler, her biri yüze mukabil bu hizmet-i Nuriyede muvaffak olmuş. (Kastamonu Lahikası, 322).

   10.Azimet ve Takvayı esas tutmak

  • Risale-i Nur şakirdlerinin bu zamanda en mühim vazifeleri, tahribata ve günahlara karşı takvayı esas tutup davranmak gerektir (Kastamonu Lahikası, 193)
  • Risale-i Nur gerçi umuma teşmil suretiyle değil; fakat her halde hakikat-ı İslâmiyenin içinde cereyan edip gelen esas-ı velayet ve esas-ı takva ve esas-ı azimet ve esasat-ı Sünnet-i Seniye gibi ince fakat ehemmiyetli esasları muhafaza etmek, bir vazife-i asliyesidir. Sevk-i zaruretle, hâdisatın fetvalarıyla onlar terk edilmez. (Kastamonu Lahikası, 94)

Bir sonraki yazımızda inşallah, “Risale-i Nur Hizmetinde Yetkinlikler” konusunu ele alacağız. Selam ve dua ile, Allaha emanet olunuz.

KAYNAKÇA

Tarihçe-i Hayat, Hizmet Rehberi, Barla ve Emirdağ Lahikaları isimli eserler için  Risale-i Nur Okuma-4 isimli programdaki sayfalar esas alınarak kaynak gösterilmiş, diğer eserler için ise Altınbaşak Yayınlarından çıkan Osmanlıca nüshalar esas alınmıştır.

Hakkında mecit asaf

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*