Anasayfa » Ekonomi » İslam Faizi Neden Yasaklıyor?
makalemfaizlobisi

İslam Faizi Neden Yasaklıyor?

İslam dininin veya hukukunun ekonomik müesseseleri içinde üzerinde en çok durulan ve bana göre de durulması gereken iki temel konusu faizin(riba) yasak oluşu ve zekat mükellefiyetidir. Bu iki unsur olmadan İslam ekonomisi’nden söz edilemez. Zekat vermek İslam’ın beş esasından biridir ve hakkında birçok ayet ve hadis bulunur öyle ki birçok hadis külliyatında “zekat” başlığı ayrı bir bölüm olarak yer alır. Faiz konusu ise insanoğlunun iktisadi faaliyetlerinin başlaması ile ortaya çıkmış ve İslam dini tarafından ayet ve hadislerle şiddetle yasaklanmış, bu konuda tabir caiz ise “iktisadi devrim” yapılmıştır. Elbette İslam’ın bize birçok ayet ve hadis aracılığı ile yasak kıldığı faizden yargılamadan ya da bu zamanda faize bulaşmamanın yolu yok gibi bahanelerle faizi meşrulaştırmaya çalışmadan kaçınmamız gerekiyor. Bu konuda tartışmaya dahi gerek yok. Ama faize izin verilmemesi ile ilgili ayetlerin olması, peygamber efendimizin(s.a.v) birçok hadislerinde üzerine basarak bizi faizin haram olduğu konusunda uyarması, hatta veda hutbesinde dahi üzerinde en çok durduğu konulardan biri olması beni İslam’ın faizi neden şiddetle yasakladığı sorusunu sormaya ve bu soruya cevap aramaya sevk ediyor.

Faizin neden yasak olduğunu anlayabilmemiz için öncelikle ne anlam ifade ettiğini bilmemiz gerekir. Sözlükte işletmek için bir yere ödünç verilen paraya karşılık alınan kâr, getiri, ürem, nema olarak karşılanan faiz, iktisadi açıdan üretim faktörlerinden sermayenin getirisi olarak açıklanmaktadır. Başka bir şekilde de paranın(sermaye) zaman değeri olarak da ifade edebiliriz. Kur’an, Sünnet ve klasik fıkıh kitaplarında faiz yerine kullanılan kelime ribadır. Arapça olan riba kelimesinin “fazlalık, nema, çoğalma; yükseğe çıkma; serpilip gelişme gibi sözlük anlamları bulunmaktadır. Klasik ekonomistlerin savunduğu faiz teorilerinin hemen hemen hepsinin ortak çıkış noktası sermayeyi üretken olarak görmeleri yani sermayeyi gelir elde etmenin başlı başına bir kaynağı varsaymalarıdır. Bu gelir elde etmenin metodunu ise paranın zaman değeri prensibi ortaya koymaktadır. Bu prensibe göre bugünkü sermaye ile gelecekteki sermaye arasında bir değer farkı vardır. Sermayenin üretken olması nedeniyle aradaki zaman farkının bedeli üretimden bir pay olarak faiz şeklinde ödenmelidir.[1] Nitekim klasik ekonominin duayenlerinden  Keynes de bir gelir olarak kabul ettiği faizi şu şekilde tanımlamıştır: “Faiz bir kimsenin elinde para tutmak yerine borç vermek, yani belirli bir süre için likiditeden vazgeçmek karşılığında sağladığı bir gelirdir.”[2]

Aslında İslam ekonomisi de sermayenin üretken olduğunu ve bir  değeri olduğunu kabul eder. Fakat klasik ekonomi ile İslam ekonomisinin farkı konuya bakış açılarında ve ayrıntılardadır. Klasik ekonomi , borç verilen sermayenin  üretkenlik değerini, sermaye borç verildiği anda hesaplar ve başlangıçta planladığı faiz gelirini ister. Yani verilen borcun üretkenlik özelliğini kullanarak gelir elde ettiğini varsayar ve gelirden hakkına düşeni yani sermayenin üretkenlik değerini ister. Bu durum İslam ekonomisinde kabul edilmez, çünkü klasik ekonomi her durumda verilen sermayeden gelir elde edilmiş gibi hareket eder. Halbuki  İslam ekonomisi, sermayenin üretkenlik özelliğinin gerçekten de bir potansiyel olduğunu kabul etmekle birlikte ekonomik şartların karşılaştığı çeşitli fırsatlar veya risklerden dolayı dinamik olduğunu bu nedenle de sermayenin bu potansiyelinin üretkenliğe dönüşüp dönüşmeyeceğinin dönüşse de ne oranda dönüşeceğinin kesin olmadığını söyler. Bu nedenle İslam ekonomisi, ticari ilişkilerde borçlunun borcunu ve baştan belirlenmiş ilave bir tutarı ödeme garantisinde bulunmasını -faiz olduğu için- kabul etmez. Ödenecek tutar borçlunun işinde gösterdiği performansın sonunda belli olmalıdır. Borç veren de borçlunun işiyle ilgili riskine ortak olacak ve neticede oluşacak kar ve zararı paylaşacaktır. İslam ekonomisinde borç veren bir nevi borçlu ile birlikte riske de ortak olur ve risk alıp üreten kaybettiği halde, borç verenin borçluyu daha da mağdur edecek şekilde kazanmaya devam etmesi adil bulunmaz.

Klasik ekonominin ve İslam ekonomisinin faize bakış açılarını inceledikten sonra, faizin yasak oluşunun toplum ve bireyler için ne gibi yararları olduğunu belirtmek de faydalı olacak diye düşünüyorum. Tekrarlamakta yarar var; İslam dini faizi ve içinde faiz olan bütün ticari işlemleri kesin bir dille yasaklamıştır. Bu yasağın insanlığın yararına olduğunu belirten İslam alimleri, bu yasağın sadece bireyler için değil toplumun tümü içinde büyük getirileri olduğunu ifade etmişlerdir. Faiz yasağının temel faydalarını şöyle sıralayabiliriz;

 

makalemfaizlobisi

1.Faiz yasağı fakirin daha da fakirleşmesini engeller,

Borç almak ekonomik olarak kaynak sıkıntısı çekmenin belirtisiyken, borç vermek kaynak bolluğuna sahip olmanın belirtisidir. Bu açıdan incelendiğinde zaten kaynak sıkıntısı çeken tarafın bir de faiz yükünü üstlenerek daha da sıkıntıya girmesi, kaynakların fakirden zengine doğru akışını hızlandırmaktadır. Bu akış İslam dininin özüne aykırıdır. Çünkü İslam dini zenginden fakire doğru akış tavsiye etmekte ve bunun hızlandırılması için zekat gibi emirlerle bu davranışı desteklemektedir.[3]

2. Faiz yasağı haksız kazancı engeller,

Faiz işleminde emek sarf edilmeden ve hiçbir risk alınmadan kazanç elde edildiği için bu kazancın haksız bir kazanç olduğu aşikârdır ve İslam dini tarafından da kabul edilmez. Ayrıca bu olaya tek taraflı bakmamak gerekir. Bir taraf haksız kazanç elde ederken diğer tarafta mağdur olmaktadır. İslam ekonomisi bize klasik ekonomi tarafından empoze edilen kazananlar olursa aynı oranda da kaybedenler olur teorisinin  yanlış olduğunu savunur. Bazen kaybetmenin de kazanırdığı çok şeyler olduğunu bize hatırlatır.

3. Faiz yasağı tembelliği ve ataleti ortadan kaldırır,

Faizli işlemlerde borç veren, üretim ve ticaretle ilgili herhangi bir faaliyet yapmamakta ve emek sarf etmeksizin oturduğu yerden para kazanmakta ve gelir elde etmektedir. Bu şekilde ortaya herhangi bir emek, katma değer koymadan elde edilen gelirler insanları tembelliğe alıştırır. Ayrıca sermaye sahibi kişilerin sermayelerini üretimden ve yatırımdan çekmesi de toplumsal atalete sebeb olabilir. İnsanlar kolay para kazanma yöntemi gibi gözüken risksiz, faizli kazançlara yönelebilirler. Bu da bahsettiğimiz gibi bireysel ve toplumsal açıdan bakıldığında derin etkiler bırakabilir.

4. Faiz yasağı kardeşlik ve dayanışma duygularını geliştirir,

İslam dininin önemli temel taşlarından biri de tüm müslümanları kardeş olarak görmesi ve birlik, beraberlik ve dayanışma tavsiye etmesidir. Faiz, İslam’ın tavsiye ettiği karşılıksız borç verme(karz-ı hasen) ve insanların zor zamanlarında onlara bu yolla yardımcı olma gibi güzel davranışlarla çelişen ve kardeşlik ruhunu zedeleyen bir uygulamadır.

5. Faiz yasağı insanları üretime ve yatırıma teşvik eder,

Elinde sermaye fazlası olan kişiler paralarını faize yatırmak yerine reel sektöre yatırsalar, bu yatırımların dönüşü tüm toplum için yararlı olacaktır. Üretime katkı sağlamak, gelirini alınteri ile kazanmak İslam’ın teşvik ettiği hareketlerdir ve faiz bunu engeller.

Klasik ekonomide ve İslam ekonomisinde faize karşı olan yaklaşımlara ve faizin toplum üzerindeki etkilerine baktığımızda, İslam dininin iktisadi temellerinden birini oluşuran faizin yasak oluşunun nedenini daha iyi anlıyoruz. Allah(c.c) ayetlerinde ve Peygamber efendimiz(s.a.v) hadislerinde faizin yasak oluşunu sıklıkla bize hatırlatmaları ve faizden uzak durmamız gerektiğini defalarca bize tekrarlamalarının nedenini, faizin bireyler ve toplumlar üzerinde ne kadar büyük etkileri olduğunu anladıktan sonra bir nebze de daha iyi idrak etmişizdir diye umuyorum. Allah bizi ve bütün müslüman kardeşlerimizi  ahir zamanın en büyük belalarından biri olan faizden muhafaza etsin.

Son söz Üstad’tan, 

“Bütün ihtilâlât ve fesadın asıl mâdeni ve bütün ahlâk-ı rezilenin muharrik ve menbaı iki kelimedir:

Birinci kelime: Ben tok olsam, başkası açlıktan ölse bana ne!

 İkinci kelime: İstirahatim için zahmet çek; sen çalış ben yiyeyim.”

Birinci kelimenin ırkını kesecek tek bir devası var ki, o da vücub-u zekâttır. İkinci kelimenin devâsı, hürmet-i ribâdır. Adâlet-i Kur’aniye âlem kapısında durup, ribâya: “yasaktır, girmeye hakkın yoktur” der. Beşer bu emri dinlemedi, büyük bir sille yedi. Daha müthişini yemeden dinlemeli!”[4]


KAYNAKÇA

[1] . İsmail Özsoy, Türkiye’de Katılım Bankacılığı (İstanbul: TKBB Yayınları, 2009), s. 10.

[2] . Mükerrem Hiç, Para Teorisi ve Politikası (İstanbul: Filiz Kitabevi, 1994), s. 8.

[3] . Nevzat Aypek, “Türk Sermaye Piyasasında Özel Finans Kurumlarının Yeri ve İşleyişi” (Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1988), s. 47-48.

[4] . Bediüzzaman Said Nursî, Hakikat Çekirdekleri, s. 42.

 

Burak YUNGUCU

Hakkında Misafir Yazar

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*