Anasayfa » Toplum » İnsan Kazanmak Yolunda
insan-ozguven-kazanmak-icin-en-etkili-yontem

İnsan Kazanmak Yolunda

Anlatmak lazım aslında. Çekinmemek  lazım. İnsan kazanmak için bazı şeyleri göze alıp anlatmak lazım. Buğuz kısmından kurtulup elimizle düzeltmeye, dilimizle anlatmaya geçmek lazım. Hani insan elindekini kaybedince farkına varır/değerini anlar ya; bu kaybettiğimiz şey öyle kalem, silgi veya kağıt değil!

İnsan… Sadece insan. Sonlu alemde sonsuz muhabbete mazhar olan, sonlu kainatı sınırsız okuyabilen, anlamaya çalışan varlık. Dünya’ya senin gibi pencerelerden bakan bir insan. Belki pencereler farklı ama olsun herkesin -kendince- hayata açılmış pencereleri var. Senin amacın o insanı ortak aklın baktığı pencere önüne getirmek. Yani ne şahsi pencerene ne de batıl fikirlerin kirlettiği pencerelere değil. Akl-ı selim sahiplerinin baktığı pencerelere.. Penceren baktırmak =adam/insan/hayat kazanmak. Kolay mı? Kesinlikle kimse kolay olduğunu söylemedi. Bir dil bir insan iki dil iki insan deniliyor. Gel de iki insan ol hadi.. Sadece dilini değil bizatihi kendisini, manevi hayatını kazanmak istediğin bir varlık var karşında. İki dille bile olmazken böyle dilsizler neylesin değil mi? Yapacak hiçbir şeyimiz yok değil tabii. Yoksa bugün böyle bu satırlar yazılmazdı.  Yukarıda ne demiştik ‘anlatmak lazım aslında’. Anlatmak için de samimiyet ve feragat lazım. Bu süreçte insan zamanından, maddiyatından, hatta belki maneviyatından yani, kendinden feragat edebiliyor.

insan-ozguven-kazanmak-icin-en-etkili-yontem

Çoğu şeyi bırakıp sadece bir insan için ‘hayat’larını değiştiren insanlar var. Hayatlarını ‘hayrat’a dönüştüren insanlar… Samimi olmayan feragat edebilir mi?  İnsan kazanmak için, bir hayat kurtarmak için ‘dünyamı da feda ettim ahiretimi de’ diyen üstadlar arkasında örnekleri bin değil, milyon değil. Tabii böyle olunca bizim gibi ‘dilsiz’lerin bile çat pat iki kelamı bir araya getirebildikleri vaki oluyor. Anahtarları üstadlar sayesinde bulmuşuz ve kullanabiliyoruz. Lillahilhamd… ‘çekinmemek lazım’ dedik de, insanı bu noktada en çok çekinceye düşüren yalnız kalmasıdır. Belki de en çok kıran, samimiyetini parçalayan olay budur: Beklediği feragat örneklerini etrafında görememesi. Beklemediği  feragat örnekleri değil yalnız ‘beklediği’ feragatleri konuşmak lazım…  Aynı yolda yürüdüğü arkadaşını görememesidir. Tabii hoca gibi ahali perişaniyete de atılmaz. Dava şuuru, kurtarmayı gerektirir. İçimizdeki dert volkan olup patlamadan imdadımıza yetişen bir üstadın var olduğu akla geliyor çok şükür. O’ndan ne zaman himmet istense –vakidir- yardıma gelir. Çünkü O’nun derdi biziz. O’nun himmeti bize. Bütün himmeti ‘cemiyetin imanını kurtarmak yolunda’. İşte bu noktada söylediği ‘kimin himmeti milleti ise o tek başına bir millettir!’ sözünü bize öldükten sonra bile ispat edebilen bir Üstad var.  Yalnız kaldığında, kimse sana yardım etmediğinde ve hatta sana yaptığını boş gösterecek şekilde harekette bulunulduğunda bile sen bir millet gibi olabilirsin diyor Üstad. Tek başına feragat etsen yeter dercesine… Ferdiyyet makamında tek başına bir ordu gibi çalışabilirsin dercesine…İşte şimdi kimse hakkından feragat etmesin ben tek başıma yaparım seslerini işitir gibiyim. ‘anlatmak elzem’di, anlatmaya çalıştık.

Hakkında Ahmet Yakup Yazıcı

1990 yılında Erzincan'da doğmuştur. İlk ve orta eğitimini Erzincan'da tamamlayıp İTÜ Tekstil Mühendiğisliğini kazanarak 2015 yılında buradan mezun olmuştur. Üniversite hayatı boyunca mesleki ve sosyal çerçevede pek çok okuma ve araştırma yapmış olup , değişik gönüllülük faaliyetlerinde bulunmuştur.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*