Anasayfa » İslam » Bediüzzaman’ın Misyonu ve Vizyonu
bediuzzamanin-said nursi-foto

Bediüzzaman’ın Misyonu ve Vizyonu

Geçen yazımızda giriş mahiyetinde bazı açıklamalar yapmış ve bu yazımızda Bediüzzaman’ın misyon ve vizyonundan bahsedeceğimizi söylemiştik. Dolayısıyla bu yazımız, stratejik yönetim yaklaşımında, stratejik yönlendirme safhası olarak tanımlanan ve;

·         Misyon ve vizyon oluşturma

·         Stratejik amaç ve hedefleri belirleme

·         Değer ve yetkinlikleri tanımlama

kısımlarını içeren bu aşamanın, ilk iki kısmı ile ilgili olacaktır. Yazı akışında, önce bu ifadelerin ne anlama geldiği açıklanacak, hemen akabinde Üstadın yaklaşımı aktarılacaktır. Açıklamalara geçmeden bir konunun altını çizmekte yarar var.

Bediüzzaman Hazretlerinin misyon ve vizyonunu tanımlamaya çalışırken, tamamen Risale-i Nur’da,Üstadın kendi diliyle kullandığı ifadeler analiz edilmiştir. Yani, Risale-i Nur’daki misyon ve vizyon anlamı yüklenen ifadelerin analizi ve derlenmesi ile elde edilen, bir misyon ve vizyon ifadesi sunulacaktır. Yoksa kendi bakış açımızla bir misyon ve vizyon ifadesi oluşturma gibi bir mülahazamız yoktur ve böyle bir yaklaşımımız zaten olamaz. Aynı şey, değer ve yetkinlikler için de geçerlidir. Bu ifadelere, sadece bakış açısını değiştirerek, farklı bir pencereden bakılmasını sağlamaya çalıştığımızı, ilk yazımızda ifade etmiştik. Yoksa daha önce duyulmamış, gün yüzüne çıkmamış şeylerden bahsetmeyeceğiz. Amacımız, sadece aynı yöne farklı bir gözle bakmak ve bakılmasını sağlamaktır.

Bir de yine ilk yazımızda ifade ettiğimiz gibi Üstad hazretleri, Risale-i Nurları sebeb-i vücudum olarak nitelendirmektedir ki, bu da Bediüzzaman’ın misyonu ve vizyonu ne ise adeta Risale-Nurların misyon ve vizyonunun da, o olduğunu göstermektedir. Hem aynı zamanda Üstadın kullandığı şahsi ifadelerin yanı sıra, Risale-i Nur talebelerini de içine alan ve biz anlamında kullanılan ifadelerin varlığı, Bediüzzaman’ın yolundan giden ve onu Üstad olarak kabul edenlerin de, bu misyon ve vizyona göre hareket etmeleri gerektiğini açıkça göstermektedir.

bediuzzamanin-said nursi-foto

Bediüzzaman’ın Misyonu

Misyon çok farklı kaynaklarda farklı şekilde tanımlanmaktadır. İngilizce görev anlamına gelen “mission” kelimesinden kullanıla gelmiştir. Terim anlamı olarak “Bir organizasyona yön vermek ve anlam kazandırmak amacıyla belirlenmiş ve o işletmeyi benzerlerinden ayıran görev ve ortak değerler” dir. Bu bağlamda misyon, bir işletme veya örgütün “kuruluş ve varoluş nedeni” ni açıklayan, temel amaç ve hedefini net bir şekilde ortaya koyan bir ifadedir (Ülgen ve Mirze, 2010). Türkçe olarak da “özgörev”olarak kullanılan yerler vardır. Bu tanımlamanın ışığında bizler misyonu, yaratılış amacı, vazife-i fıtrat, sebeb-i vücud olarak nitelendirebiliriz. Yani herhangi bir varlık neden yaratılmıştır? Onun var ediliş sebebi nedir? Sorularının cevabı bizi misyona götürmektedir. İnsanoğlu için misyon ifadesi “Ben insanları ve cinnileri ancak bana ibadet etmeleri için yarattım” (Zariat, 56) ayet-i kerimesinde gizlidir. Bu ayetteki ibadet manasının altında, Allaha iman ve Allah’ı tanıma manaların da varlığını Bediüzzaman hazretleri, “Bu âyet-i uzmanın sırrıyla, insanın bu dünyaya gönderilmesinin hikmeti ve gayesi; Hâlık-ı Kâinat’ı tanımak ve ona iman edip ibadet etmektir. Ve o insanın vazife-i fıtratı ve farîza-i zimmeti, marifetullah ve iman-ı billâhtır ve iz’an ve yakîn ile vücudunu ve vahdetini tasdik etmektir.” (Şualar, 100) şeklinde ifade etmiştir. Bu ifade insanoğlunun misyonunu açıkça göstermektedir.

Bu açıklama ve insan için tanımlanan misyon ifadesinden sonra, Üstad Bediüzzaman’ın misyonunun ne olduğunu ortaya koymaya çalışırken özellikle, ”Vazifemiz”, “Gayemiz”, Maksadımız”, “Hedefimiz” gibi kendi ağzından ifadeler analiz edilmiştir.Aşağıda bu ifadelerin bir kısmına yer verilmiştir. Bu ifadeler koyu olarak; ifadenin açıklayıcısı cümleler ise altı çizili olarak ifade edilmiştir.

  • Ümmetin beklediği, âhir zamanda gelecek zâtın üç vazifesinden en mühimmi ve en büyüğü ve en kıymetdarı olan iman-ı tahkikîyi neşr ve ehl-i imanı dalaletten kurtarmak cihetiyle, o en ehemmiyetli vazifeyi aynen bitamamiha Risale-i Nur’da görmüşler (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 4 ).
  • Hem madem bu zamanda her şeyin fevkinde hizmet-i imaniye en ehemmiyetli bir vazifedir (Kastamonu Lahikası, 108).
  • Mademki gayemiz neşr-i envâr-ı hakaik-i Kur’ân’dır. Barla Lahikası ( 193 )
  • Vazifemiz, ihlâs ile iman ve Kur’ân’a hizmet etmektir. Emirdağ Lahikası-2 ( 55 )
  • Bu zamanda en büyük bir ihsan, bir vazife; imanını kurtarmaktır, başkaların imanına kuvvet verecek bir surette çalışmaktır ( Emirdağ Lahikası-1, 62 )
  • Vazifemiz de, Kur’ân’ın imanî hakikatlerini tahkikî bir surette ehl-i imana bildirip, onları ve kendimizi idam-ı ebedîden ve daimî ve berzahî haps-i münferitten kurtarmaktır (Şualar II, 449)
  • Gerçi Risale-i Nur sırf âhirete bakar; gayesi rıza-yı İlahî ve imanı kurtarmak ve şakirdlerinin ise, kendilerini ve vatandaşlarını i’dam-ı ebedîden ve ebedî haps-i münferidden kurtarmaya çalışmaktır. Fakat dünyaya ait ikinci derecede gayet ehemmiyetli bir hizmettir ve bu millet ve vatanı anarşilik tehlikesinden ve nesl-i âtînin bîçareler kısmını dalalet-i mutlakadan kurtarmaktır. (Şualar II, 327)
  • Kur’ân-ı Hakîmin sırr-ı hakikatiyle ve i’câzının tılsımıyla, benim ve Risale-i Nur’un programımız ve mesleğimiz ve bilfiil semeresini gördüğümüz ve çalıştığımız ve gaye-i hareketimiz ve hedefimiz, ölümün idam-ı ebedîsinden iman-ı tahkikî ile biçareleri kurtarmak ve bu mübarek milleti de her nevi anarşilikten muhafaza etmektir (Emirdağ Lahikası-1, 28 ).
  • Evet, biz bir cemaatiz. Hedefimiz ve programımız, evvelâ kendimizi, sonra milletimizi idam-ı ebedîden ve daimî, berzahî haps-i münferitten kurtarmak ve vatandaşlarımızı anarşilikten ve serserilikten muhafaza etmek ve iki hayatımızı imhâya vesile olan zındıkaya karşı Risale-i Nur’un çelik gibi hakikatleriyle kendimizi muhafazadır.(Şualar II, 435)
  • Risale-i Nur zındıkaya karşı hakaik-i imaniyeyi muhafazaya çalışması gibi, bid’ata karşı da huruf ve hatt-ı Kur’an’ı muhafaza etmek bir vazifesi iken (Kastamonu Lahikası, 94).
  • Bilirsiniz ki ebedî düşmanlarınız ve zıdlarınız ve hasımlarınız, İslâmın şeairini tahrib ediyorlar. Öyle ise zarurî vazifeniz, şeairi ihya ve muhafaza etmektir (Mesnevi-i Nuriye, 102 ).
  • Hakikaten senin bu sualinin çok ehemmiyeti var. Fakat Risale-i Nur’un en ehemmiyetli vazifesi, beşeri dalaletten ve küfr-ü mutlaktan kurtarmak olmasından, bu çeşit mes’elelere sıra gelmiyor, onlardan bahis açmıyor.  Şualar ( 408)
  • Evet Risale-i Nur’un vazifesi ise, hayat-ı ebediyeyi mahveden ve hayat-ı dünyeviyeyi de dehşetli bir zehire çeviren küfr-ü mutlaka karşı, imanî olan hakikatlarla gayet kat’î ve en mütemerrid zındık feylesofları dahi imana getiren kuvvetli bürhanlar ile Kur’ana hizmet etmektir (Şualar, 421 ).
  • İslâmiyenin içinde cereyan edip gelen esas-ı velayet ve esas-ı takva ve esas-ı azimet ve esasat-ı Sünnet-i Seniye gibi ince fakat ehemmiyetli esasları muhafaza etmek bir vazife-i asliyesidir (Kastamonu Lahikası, 94).

Yukarıdaki ifadelere bakıldığı zaman açıkça görüleceği üzere; “imanı kurtarmak”, “vatanı anarşistlikten kurtarmak”, “İmana ve Kur’an’a hizmet”, “idam-ı ebedîden kurtarmak”, “ bid’atlere karşı”, “esasat-ı İslamiyeyi muhafaza”, “şeair-i İslamiyeyi muhafaza” ifadeleri ağırlık kazanmıştır.

O halde Bediüzzaman Hz.lerinin misyon ifadesi:

“Kur’ân’ın imanî hakikatlerini tahkikî bir surette ehl-i imana bildirip, onları küfr-ü mutlaktan ve idam-ı ebedîden kurtarmak, bu mübarek milleti de her nevi anarşilikten muhafaza etmek ve tüm bidatlere karşı esasat-ı ve şeair-i İslamiyeyiihya ve muhafaza etmek suretiyle Kur’an’a ve imana hizmet etmektir.”

olarak düşünülmüştür.

Bediüzzaman’ın Vizyonu

Vizyon terim olarak, kişilerin veya kurumların, kendilerinin veya işletmelerinin gelecekte olmasını arzu ettikleri durumun ifadesidir. Bu anlamda vizyon, “Gelecekteki varılması veya olması arzu edilen bir durumla ilgili rüya veya hayalin ifade edilmiş bir şeklidir” (Ülgen, Mirze, 2010). Bu açıklamalara göre biz de vizyon için gaye-i hayal, hedef-i ruh ve netice-i fıtrat, nihai hedef diyebiliriz. Yani bir kimsenin, varlığın veya organizasyonun ilanihaye hedefi nedir? Hayal ettiği ve ulaşmayı özlemle beklediği ideali, mefkûresi nedir? Sorularının cevabı vizyon ifadesidir. İnsanoğlunun vizyonu rızay-ı ilahiyi kazanmaktır. Vizyon öyle bir ifade olmalıdır ki, bir organizasyondaki insanları bir arada tutmalı, motive etmeli, insanın rüyalarına girmeli, bütün hayatını gerçekte idare eden ve yönlendiren en önemli teşvik unsuru olmalıdır. Bir kimsenin kıymeti, idealleri ile ölçülür. İdeali yüksek olan insanlar yüksek ruhlu insanlardır. İdeali olan insan, cildi buruklaşsa da ihtiyarlamaz. Vizyon insanın zamana karşı ayakta durabilmesini sağlayan en önemli ve en büyük idealidir. Karanlıkların etrafı tamamen sardığı bir hengâmede bile yüksek ideal sahibi vizyoner kişilikler ayakta durabilmiş peşinden gelenlerin yolunu aydınlatıcı birer kandil hükmüne geçmişlerdir.

Bediüzzaman Hazretlerini en sıkıntılı günlerinde ayakta tutan onun idealleri ve vizyonu idi. Yüksek ruhlu ve vizyoner bir kişiliği olan Üstadın, ümmetin çok sıkıntıya düştüğü, ümitlerin kesildiği bir hengâmede “Evet ümitvar olunuz! Şu istikbal inkılâbı içerisinde en yüksek gür sadâ, İslâmın sadâsı olacaktır.” (Hizmet Rehberi, 239) demesi onun vizyonerliğini göstermektedir. Bu vizyonerliğinden ve yüksek ideallerinden aldığı motivasyonu, sadece Onu değil,Onun açtığı bu yolda, bugün milyonlarca insanı da aynı şevkle götürmekte, onları bir arada tutmaktadır. Aynı ideal için, insanların kendilerini feda edebilecek konuma gelmesi, kitlesel etkileyiciliğinin de açık bir örneğidir.

Bu açıklamalardan sonra,Üstad Bediüzzamanın vizyonunun ne olduğunu ortaya koymaya çalışırken, özellikle vizyonu ifade edebilecek, ”Vazifemiz”, “Gaye-i Hayalim”, “Maksadımız” gibi kendi ağzından ifadeler ile ruhunda İslam ve Kur’an adına kopan fırtınaların tezahürü bazı meşhur olmuş sözleri analiz edilmiştir. Aşağıda bu ifadelerin bir kısmına yer verilmiştir. Bu ifadeler koyu olarak; ifadenin açıklayıcısı cümleler ise altı çizili olarak ifade edilmiştir.

  • Kur’anın sönmez ve söndürülemez manevî bir gü­neş hük­münde olduğunu, ben Dünyaya göstereceğim ve isbat edeceğim (Tarihçe-i Hayat, 51 )
  • Ve rehberimiz şeriat-ı garrâ ve kılıcımız da berahin-i kàtıa ve maksadımız i’lâ-yıkelimetullahtır (Hutbe-i Şamiye, 86 )
  • Kur’ân’ın feyzinden gelen ve i’câz-ı mânevîsinin lemeatı olan ve hakikatlerinin tefsiri bulunan ve tılsımlarını açan Risale-i Nur’un revacını ve herkesin ona ihtiyacını hissetmesini ve pek yüksek kıymetini herkes takdir etmesini ve onun pek zahir mânevî kerâmâtını ve iman noktasında zındıkanın bütün dinsizliklerini mağlûp ettiklerini ve edeceklerini bildirmek, göstermek istiyoruz (Emirdağ Lahikası-1,195 )
  • Eski Said çok zaman Medresetü’z-Zehrayı gaye-i hayal ederek çalışmış (Kastamonu Lahikası, 265).

Bu ifadelere bakılınca, daha çok Kur’anın i’cazını ve yüksek kıymetini Risale-i Nurlar vasıtasıyla tüm dünyaya göstermek gayesi ön plana çıkmaktadır. Bununla birlikte Medresetü’z-Zehrayı da sürekli gaye-i hayalim olarak nitelendirmektedir. Medreset-üz Zehra projesi, her ne kadar maddi olarak akim kalmış gibi görünse de Medreset-üz Zehranın hakikati Risale-i Nurlar vasıtasıyla gerçekleşmiştir. Bu önemli konuyu Üstad Hazretleri muhtelif yerlerde ifade etmiştir. Aşağıda bu konudaki birkaç ifadesine yer verilmiştir.

  • “Hem bu Münazarat Risalesi’nin ruhu ve esası hükmünde olan, hâtimesindeki Medreset-üz Zehra hakikati ise, istikbalde çıkacak olan Risale-i Nur’a bir beşik, bir zemin ihzar etmek idi ki; bilmediği, ihtiyarsız olarak ona sevk olunuyordu. (…) Fakat Cenab-ı Erhamürrâhimîn o medresenin manevî hüviyetini Isparta Vilayetinde tesis eyledi, Risale-i Nur’u tecessüm ettirdi. İnşâallah istikbalde Risale-i Nur şakirdleri, o âlî hakikatın maddî suretini de tesis etmeye muvaffak olacaklar” (Kastamonu Lahikası, 96).
  • Isparta Vilayetini, eskiden beri bir gaye-i hayalim olan bir Medreset-üz Zehra, bir Câmi-ül Ezher yapmış(Kastamonu Lahikası, 298 ).
  • Cenab-ı Hakk’a yüz bin şükür ediyoruz ki, elli beş sene bir gaye-i hayalim ve hayatımın bir neticesi olan Medreset-üz Zehra’nın manevî hakikatını, siz Medreset-üz Zehra erkânları tamamıyla gösteriyorsunuz (Emirdağ Lahikası-2,  109 ).
  • Zâten o Medrese-i Nuriye şakirdleri benim nazarımda, eskiden beri bir gaye-i hayalim olan Medreset-üz Zehra‘nın talebeleri suretinde düşünüyordum(Kastamonu Lahikası, 319).

Yukarıdaki açıklamalar ışığında,  Üstadın Vizyon ifadesi,

“Kur’anın sönmez ve söndürülemez manevî bir gü­neş hük­münde olduğunu, Risale-i Nur’un kıymetini takdir ederek, Dünyaya göstermek ve isbat etmek ve Medreset-üz Zehranın hakikatini gerçekleştirmek.”

olarak düşünülmesi yerinde olacaktır.

Paylaşılan Vizyon

Vizyondan bahsederken atlamamak gereken önemli bir konu da, ortaya koyulan vizyonun müntesipler tarafından özümsenmesi ve takipçilerinin o vizyona göre hareket etmesidir. Paylaşılamayan bir vizyonun pratikte bir etkisi yoktur. Bugün birçok organizasyonun vizyon ifadesinin sadece yazılı ifadede kalıp, eyleme dönüşmemesinin en önemli nedenlerinden birisi de vizyonun paylaşılmaması, benimsenmemesidir.  Zira bu kolay bir iş değildir ve güçlü bir liderliği gerektirir. Paylaşılan bir vizyon, eylemle birleştiği zaman, dünyayı değiştirebilecek bir güce ulaşabilir ki; bunun en önemli uygulama örneği Bediüzzaman hareketidir. Bu konuya Üstadın liderliğini analiz etmeyi planladığımız, ileri yazılarımızda değineceğimizden şimdilik burada kısa kesiyoruz.

Amaç ve Hedefler

Yukarıdaki misyon ve vizyon ifadeleri oluşturulurken analiz edilen “hedefimiz”, “maksadımız” gibi ifadeler ile Risale-i Nurlarda geçen diğer bazı yerlerdeki ifadeler, Üstadın amaç ve hedefleri konusunda oldukça açık bilgiler vermektedir. Bu ifadeleri toparlarsak, kabaca amaç ve hedeflerinin bir kısmını şu şekilde sıralayabiliriz:

  • İnsanların imanını kurtarmak
  • Kur’an’ın hakikat nurlarını yaymak
  • Sünnet-i Seniyyeyi İhya etmek
  • Hatt-ı Kur’anı muhafaza etmek
  • Lisanı muhafaza etmek
  • Vatanı anarşistlikten kurtarmak
  • Asayişi sağlamak
  • Esas-ı velâyet, esas-ı azimet, esas-ı takva ve esasat-ı sünnet-i seniyeyi muhafaza etmek

Bu konuda daha birçok amaç ve hedef yazılabilir. Bu konu üzerinde çok detaylı durmayacağız. İnşallah ileride stratejiler konusunu incelediğimiz zaman, Üstadın uyguladığı stratejiler ile bu hedeflerin birçoğunu nasıl gerçekleştirdiğini gördükçe, bu konu da zenginleşmiş olacaktır. Gelecek yazımızda inşallah, stratejik yönlendirme safhasındaki değerler ve yetenekler kısmından devam edeceğiz.

Hürmet ve Muhabbetlerimle…

Allaha emanet olunuz.

KAYNAKÇA

  • Ülgen Hayri, Mirze S. Kadri, İşletmelerde Stratejik Yönetim, Beta Yayınları, 2010, İstanbul
  • Risale-i Nur’dan alınan yerler, Tarihçe-i Hayat, Hizmet Rehberi, Barla ve Emirdağ  Lahikaları  eserleri için Risale-i Nur Okuma-4 isimli programdaki sayfalar; diğer eserler için ise Altınbaşak Yayınlarından çıkan Osmanlıca nüshalar esas alınarak kaynak gösterilmiştir.

Hakkında mecit asaf

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*